ÜYE:   ŞİFRE:   
     
 

KRİTİKLER
Peki ya üç boyutlu düşünebilmek?

Bilgiler
Filmin Adı:
Avatar
Yapım yılı:
2009
Değerlendirme:
3/5
Filmin Sayfası
Yazar
Cihan Aydın

“Video-görmek tarafından izleyicilere sunulan görüntüsel dünya özellikle soyutlama yeteneğini ve onunla birlikte sorunları anlama ve bunlarla rasyonel olarak yüzleşme kabiliyetini pasifleştirmektedir.”
Giovanni Sartori

Bilimkurgu sinemasında “gerçek” bir devrim yaratan ve 1990’lı yıllar boyunca takipçilerinin üzerindeki gölgesi büyüdükçe güçlenen "The Terminator" ve “Terminator 2” filmlerinin yönetmeni James Cameron hiç şüphe yok ki 2009 yılının en çok konuşulan sinemacısı oldu. Yönetmenin, milyonlarca seyirciyi perişan(!) eden filmi "Titanic"ten tam 12 sene sonra sinemaya dönüşü kendi başına büyük bir olayken, yapımcılar tarafından da bir pazarlama stratejine dönüştürüldü. Sözümona Cameron, sinema tarihinin en büyük teknolojisi ile uğraşmaktaydı ve reklamına aylar öncesinden başlanan filmi ile sinemada yeni bir çığır açacaktı. Amerikan kablolu dizilerini, fantastik edebiyatı ve bilimkurgu külliyatını bir şekilde kendi algısında harmanlayan binlerce insan aylarca internetteki sözlüklerde, forumlarda “Avatar”ı konuştu ve film gösterime girer girmez tüm dünyada milyonlarca seyirci 3D gözlükleri ile bu deneyimi tatmak için sinema salonlarını doldurdu.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye ve “Avatar”ın ticari oyunlarını tek tek saymaya burada hiç gerek yok. Bu noktada bizim asıl üzerinde durmamız gereken, “Avatar” filmini nasıl bir pozisyon alarak değerlendirmemiz gerektiği. Geleneksel sinema mirasına sıkı sıkıya bağlı büyük bir güruh “Avatar”ı sinemanın sanatsal yanını gölgede bırakarak, onu tamamen bilimsel gelişmeye bağımlı bir film tekniğine dönüştüren bir yapım olarak değerlendirdi.  Sanatı, üreten insanının yaratıcı eylem ile özgürleşmesinden (ya da buna yakınlaşmasından) gayrı, tamamen kendi sıradan (ve önemli sandıkları) hayatları için bir eğlence kültürü olarak gören daha geniş bir güruh ise filmi ağızlarından salyalar akıta akıta izledi.
 
Kaba hatlarıyla ikiye ayırabileceğimiz bu yaklaşımların “gerici” öğelerini ifşa ederek kendi özgün pozisyonumuzu almamız gerekiyor. İlk olarak gelenekçi yaklaşımı ele aldığımızda, sinemanın diğer sanatlardan daha fazla tekniğe, ilerlemeye ve büyük dönüşümlere sıkısıkıya bağlı modernist bir yanı olduğunu gözden kaçıran, yeni ve yabancı olan her şeye şüphe ile bakan “gerici” bir bakış görüyoruz. Daha önce “tiyatro varken sinemaya ne gerek vardı?” ya da “sinemada sese ne ihtiyaç var ki?” gibi olumsuz deneyimleri yaşatmış olan ve eski çağın ürünü her şeye sıkı sıkıya bağlı, teknolojik dönüşümü de sadece yabancılaşma ilkesi ile ilişkilendiren bir yorum bu...

Öte yandan maddi hayatı, insanın yabancılaşmasının merkezi sayan bu duyumsalcı bakışın yoğun modernizm eleştirisi ile “Avatar”ın “sözde devrimci” yanlarını savunan ikinci yorumun ortak noktaları da yok değil. İnsanın yaratıcı eylemini tamamen teknolojik belirlenimciliğe indirgeyen ikinci yorumun “Avatar” gibi, bir sanat ürününden ziyade bir mühendislik harikası sayılması gereken bir “film”e bağımlılığı da kapitalizmin bireyleri tüketimin hem nesnesi hem de öznesi haline getiren ideolojik ürünleri olarak görülebilir.

Elbetteki hâlâ, “Avatar”ın vaat ettiklerini yerine getirip getirmediğini tartışmış değiliz. Çünkü sinemanın gerçekten ne olduğu üzerine düşünmeden, bir sinema filmini yorumlayacak kadar post-modern ahlaksızlıklara kapılmadık. Tartışmaya devam etmeden önce, üzerinde uzlaşmamız gereken şeyler var: sanatın statik bir tanımının olmadığı, maddi hayatının genel ilkelerinden bağımsız tarihdışı bir sanat türünün olmadığı, ancak sanatın her dalının mağaradaki ilkel insanın ilerleyişinin bir dışavurumu olduğu... Eğer hemfikirsek, sinemada da üç boyuttan, dijital gelişmelerden vs. korkmamız ama bunları da kendi başlarına birer fetiş haline getirmemiz gerekiyor. Bu ikisi arasındaki “eleştirel” duruşumuzu koruduğumuz takdirde karşımızdaki filmi daha iyi tanımlayacağımıza hiç şüphe yok.

“Avatar”ı bu bağlamda yeniden yorumlamak gerekiyor. Tamamen klişeler üzerine kurulu, ne olacağı hep bir adım öncesinden belli, benzerleri çok olan bir film “Avatar”. Burjuvazinin bireysel özgürlük mitolojisine uygun bir şekilde, kendisine bir şans daha verilen insanın mücadele ile neler başarabileceğini vurgulamaya çalışan ve son noktaya kadar insanın "iyi" yanına inancı aşılamaya çalışan Hollywood algısının basit bir örneği. Cameron, Vietnam ve Irak işgalleri ile Amerika Kıtasının istilası arasında gidip gelen metaforik bir konseptte Pandora gezegenin direnişini sembolize etmeye çalışıyor. Fakat film, Unobtainium adlı bir mineral için yapılan işgale karşı Na’vi ırkının direnişini samimiyetle kutsarken bile kapitalizmin “kötü” yüzünü ekolojik sistemin çöküşüne sebep olmasına indirgiyor. Filmin tüm derdi, hammadde için yapılan savaşların doğayı ve masum insanların yaşamlarını tahrip ettiğinden ibaret. Kapitalizmin içine düştüğü sermaye krizlerinden bağımsız, bu tarihdışı ve idealist burjuva eleştirisi herhangi bir alternatif sunuyor da değil. “Kötü kapitalistler”in, ordular kurarak evrene zarar vermesi engellendiği zaman her türlü sömürü ilişkisi bitecekmiş diye varsayıyor film. Kapitalizmin sadece "vahşi" yönüne dikkat çekmeye çalışan filmde sanayi üretimi yap(a)mayan Na’vi’lerin doğayla ve dinle bütünleşmiş halleri de filmin oryantalist bakışını göstermesi açısından iyi bir örnek sunuyor.

Öte yandan, yepyeni bir gezegen yaratısıyla, farklı ırkları, farklı türlerdeki canlıları ile hayal gücümüzün çok ötesine geçen müthiş bir evren kurmuş Cameron. Filmin en büyük numarası olan teknik üstünlüğü, alan derinliği, nesneyi üç boyutlu sunma şansı bu yeni evreni daha da özel kılıyor.  Cameron bu filmde yarattığı Pandora gezegeni ile görsel anlamda, gerisinde büyük bir külliyat taşıyan “Yüzüklerin Efendisi”nde yaratılan Orta Dünya’yı bile katbekat aşıyor ve 10 yıldır Peter Jackson’un hakimiyetinde olan CGI teknolojisinde de büyük bir usta olduğunu kanıtlamış oluyor.  Filmde özellikle, Jake’in Pandora’da hayvanlara karşı tek başına mücadele ettiği bölüm ile son yarım saatteki tarifi mümkünsüz savaş sahneleri Cameron’ın aksiyonda doz aşımı yarattığı anlar olurken, karakterlerimizin avatarlarına makinalarla bağlanması gibi bizim de bu büyük aksiyona 3D gözlüklerle eklenmemiz filmdeki özdeşlik duygusunu arttıran ayrı bir unsur haline geliyor. Böylece “Avatar”, yaşanması keyifli ama zorunlu olmayan bir deneyim olarak sinema tarihindekini yerini alırken, bizlere de bu heyecana “fazla kaptırmadan” neler olacağını beklemek düşüyor.


uyari
 
ViZYONDAKi FiLMLER
El Secreto De Sus Ojos / The Secret in Their Eyes / Gözlerindeki Sır
SİTE İÇİ ARAMA
top5
HABER ARŞİVİ
top5
SON EKLENEN YORUMLAR
"film indir" divx oyuncuları beyazperde rapidshare rapid> 2005 - 2010 altyazı bedava online "Blue Ray" seansları sinemalar
"sinema net" torrent download "ekşi sözlük" iletişim: editor@cinefan.net trailer divxplanet soundtrack dvdrip imdb
KÜNYE