ÜYE:   ŞİFRE:   
     
 

KRİTİKLER
Yaşayan ölülerin diyarı

Bilgiler
Filmin Adı:
Zombieland
Yapım yılı:
2009
Değerlendirme:
3.5/5
Filmin Sayfası
Yazar
Cihan Aydın

Hayatıma ilk kez bir kız girdi
ama o da beni yemeye çalıştı
.”

Tamamen bilinçdışı eylem biçimleri nedeniyle tek düze bir şekilde hareket ediyor olmaları, zombilerin sürü psikolojisiyle kolayca özdeşleştirilmelerini beraberinde getirmiş ve anaakım sinema içerisinde bu tip filmler, genellikle tüketim toplumu veya ırkçı ayrımcılık gibi belirli konularda “mesajlar” iletme kaygısı duymuştu. 11 Eylül saldırılarının, “bilinmeyen tehdit” öğesini yeniden korku sinemasının merkezine yerleştirmesinin ardından Hollywood menşeli filmler “hükümet tarafından manipüle edilen orta sınıflar” ya da “kaynağı belirsiz bir salgının ele geçirdiği ABD” gibi sentetik konulara yönelmişti. Öte yandan 2000’lerin ilk on yılı Avrupa korku sinemasının yükselişine tanıklık etmiş, bu alanda çok üretken olmasalar da özellikle İngiltere ve Fransa merkezli korku filmleri farklı ekolleri temsil eder olmuştu. Fransızlar yeni dalga korku filmleri ile sıradan insanın başına gelebilecek sıra dışı konulara yönelirken İngiliz yönetmenler büyük bir felaketin ardından mahvolan şehirlerde hayatta kalmaya çalışan insanların öykülerine yönelmişti. Salgın öğesi, zombi filmlerini ister istemez ikinci gruba yaklaştırırken, 11 Eylül travması ile post-apokaliptik evren arasındaki bu geçişliliği tiye alanlar da oldu. 2004 tarihli “Shaun of the Dead” şüphesiz bu filmlerin en tutulanıydı. Zombi filmlerinin tüm trüklerini kullanan bu film, politik anlamda kendisini biraz fazla ciddiye alabilen bu alttüre, (tabii ki ilk kez değil) komedi öğesini de sokmuştu.

Henüz ilk sinema filmini çeken Ruben Fleischer’ın yönettiği “Zombieland” ise bir zombi filmi olmak babında herhangi bir anlam taşıyan, daha da önemlisi taşımaya çalışan bir film değil. Bu kez karşımızda ne “Land of the Dead” gibi “korku İmparatorluğu”na dair büyük laflar etmeye çalışan bir film var, ne de “Shaun of the Dead” gibi türe dair zekice göndermeler yapmaya çalışan bir film. “Zombieland”i özgün kılan da eğlendirmek dışında herhangi bir kaygı duymuyor oluşu zaten. “Ciddi film” yapmaya çalıştığı çoğu zaman çuvallayan Hollywood adına ne kadar da doğru bir tercih! Gerçekten de pek bir şeyi takmayan kafası, aksiyonla mizahı bir potada eriten gevşek haliyle “Zombieland” son dönemin en eğlenceli işlerinden bir tanesi.

Ah Amerika! Keşke size buranın hâlâ Amerika olduğunu söyleyebilseydim.” sözleriyle açılan filmin anlatıcısı, kendisi gibi iddiasız bir tona sahip sesiyle karşılıyor bizi. Cayır cayır yanan bir küre üzerinde kameranın zoom in yaptığı ABD’de ya da yeni adıyla “United States of Zombieland”de hayatta kalmanın kurallarını dinlemeye başlıyoruz. Kural bir, kondisyon ve nüfusunun azımsanamayacak bir kısmı obezite sorunu yaşayan bir ülkede şişmanların hayatta kalma ihtimali hiç yok. Buna benzer bir şekilde her kurala paralel bir hikâyecik ile kısa bir girişin ardından filmin Metallica (Çanlar Kimin İçin Çalıyor?) destekli muazzam açılış jeneriği akmaya başladığında biz de kendimizi bu yeni evrene geçiş yapmış buluyoruz. Zombieland’e hoş geldiniz!

Bir buçuk saatin altında süresi ve zıpır halleriyle eğlence dışında bir şey vaat etmeyen filmimizin başkarakterine alışmamızsa pek uzun sürmüyor. Günlerce odasına kapanan, bilgisayar başından hiç kalkmadan uzun saat saatler boyunca RPG oynayan ve sadece pizza ile beslenen bu bakir genci biz zaten bir yerlerden (kendi hayatımızdan?) tanıyoruz. Kıyamet sonrası dünyada sağ kalanın bir Mad Max değil de hayat felsefesi “sakın kahraman olma!” olan bir “inek” olması özdeşlik duygumuzu daha da arttırıyor böylece. Genç adamın Ennio Morricone sürprizli bir düello sahnesi ile eksantrik Tallahassee karakteriyle tanışmasıyla beraber “Zombieland”deki eğlenceli turumuza da çıkmış oluyoruz. Fakat bir bilinmeze doğru kanlı ve vandalist bir yolculuğa çıkan kahramanlarımızın bir süpermarkette (biri Dawn of the Dead mi dedi?) tanıştığı iki genç kızın da hikâyeye katılmasıyla beraber “Zombieland” rotayı aile filmine doğru kırıyor.

Bu değişim çok net hissedilse de film absürd mizahından uzunca bir süre daha bir şey kaybetmiyor. Örneğin, artık bir “aile” olan dörtlümüzün gerçek Bill Murray’in evine gittiği bölümler “Zombieland”in cameo kültürüne yaptığı en komik katkı olsa gerek. Tallahassee’nın deyimiyle “romantik filmlerini bile sevdiğimiz” Murray’i “Ghostbusters”taki kafaya yeniden sokan film, saçma mizah adına esprileri ardı ardına patlatırken bir noktadan sonra, öz oğlunun ölümü için “Titanic’ten bu yana bu kadar ağlamamıştım” yorumunu yapan Tallahassee’nın abartılı enerjisiyle ters orantılı bir düşüş yaşamaya başlıyor. Yüksek bir tempoda başlayan ve bizlere uzunca bir süre eğlenceli vakit geçiren “Zombieland”in gözlerimizin önünde Hollywood usulü “oğlan kıza aşık olur, onun için bir kahramanlık yaptığında aşkına karşılık bulur” sularında boğuluşunu izlerken maalesef elimizden bir şey gelmiyor. Film bu noktada öylesine klişeleşiyor ki, lunaparkta geçen hararetli sahneler bile bu ölü bedene bir suni teneffüs etkisi yapamıyor.

Kısacası, “Zombieland” yalınca ticari sinemanın eğlenceli yanını servis eden, kendini kasmadığı için seyirciyi de pek kasmayan, yaratıcı zeka adına ortaya yeni bir şey koymayan ve tam da bu sayede absürd mizahını bir samimiyet duygusuna çevirmeyi başarabilen bir film. (Emperyalizm kavramını kapitalizme referans vermeden tartıştıkları için zavallı durumuna düşen) bir takım sinema yazarlarının “Avatar” hakkında “anti-emperyalist bir film” yorumunu getirdikleri tam da bu dönemde, Hollywood “ciddi” olan hiçbir şeye artık el atmasa ve biz de bira-patates keyfiyle “Zombieland” gibi filmlerin tadını çıkarsak, fena mı olur?


uyari
 
ViZYONDAKi FiLMLER
El Secreto De Sus Ojos / The Secret in Their Eyes / Gözlerindeki Sır
SİTE İÇİ ARAMA
top5
HABER ARŞİVİ
top5
SON EKLENEN YORUMLAR
"film indir" divx oyuncuları beyazperde rapidshare rapid> 2005 - 2010 altyazı bedava online "Blue Ray" seansları sinemalar
"sinema net" torrent download "ekşi sözlük" iletişim: editor@cinefan.net trailer divxplanet soundtrack dvdrip imdb
KÜNYE